Tarih

30 Temmuz 2014
3 Sevval 1435

BÖLÜMLER

  Bir Dünya

  Dini Bilgiler

  Yazı-Şiir

  Tarih

  Genel

  Mizah

Son Dakika

Erzurum Slayt

Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyaretçi 3
Dün 134
Bugün 119
2005'ten beri Toplam:
700627
kişi sitemizi ziyaret etmiştir.
IP 54.90.231.18


En iyi 1024*768
çözünürlükte izlenir.

Deniz Feneri

Deniz Feneri Derneği

"Komşusu aç iken kendisi tok yatan bizden değildir!" (Hadisi Şerif).
Komşumuzun bırakın aç-açıkta olduğunu ismini bile bilmiyor ilgilenmiyoruz! Bu hadisi şerif bir mizan ise bu mizana ne kadar uzağız. Şükürler olsun ki Deniz Feneri gibi bazı yardım kuruluşları var da sosyal yapıdaki dengesizlikleri-yarışı, yardımlaşmaya dönüştürüyor.

Başörtüsü

BAŞÖRTÜSÜ

Başörtüsü! Şükürler olsun artık kamuda başörtüsü serbest:) İnancımız gereği buluğa eren her kadının örtülmesi gereken tesettürün parçası başörtüsü için, başta dini kullanan ilahiyatçı bazı proflar sulandırarak Kur'an da başörtüsü ile ilgili ayetlerin olmadığıyla ilgili bazı çevreleri hoşnut eden beyanatları ile direnişi kırma çabaları oldu. Bazı sivil toplum kuruluşları ve siyasi partiler bu açıklamaları senaryoları gereği kullanıp kamuoyunu yanlış yönlendirmeye çalıştılar. Şükürler olsun, alimlerimiz bu noktada hakikate ayna oldular, fitneyi bertaraf ettiler. Allah razı olsun.

Milli mücadelenin sembollerinden Sütçü İmam gibi, İslamda ilk kan dökülmesi olayı başörtüsü-tesettür yüzünden olduğu bilinciyle hareket eden, bu mücadelede hiçbir parti sendika vs. gözetmeksizin destek verenlere selam olsun. İki rekat şükür namazı kılınması iyi olur.

 

TARİH  

33 Vatandaşın Kurşuna Dizilmesi (Özalp OLayı)

Cumhuriyet tarihine "Özalp olayı" veya "33 Vatandaşın Kurşuna Dizilmesi" diye geçen vahşet, milli şef devri vukuatlarındandır!

Nedir bu vahşetin içyüzü ve kimlerdir vakanın faillleri?

33 vatandaşın kurşuna dizilmesi, 1943 yılında Doğu'da, Van'ın Özalp kazasında geçer. O günlerin Özalp'i, Van'a 84, İran hududuna ise 10 km uzaklıktadır. Bilahare yeri değiştirilip Van'a daha yakın bir mesafeye alınan Özalp'te, çeşitli aşiretlere mensup kimseşer yaşamakta ve hemen her hudut şehir veya kasabasında olduğu gibi Özalp'te de kaçakçılık yapılmaktadır.

Orgeneral Mustafa Muğlalı

II. Dünya Harbi dolayısıyla türlü giyecek, yiyecek maddeleri yokluğunun devam ettiği o yıllarda, nicelerinin yanı sıra, o havalide bilhassa çay ve gazyağı bulunmamakta; İran'da ise şekerle ilaç sıkıntısı çekilmekte, zaman zaman da geniş çapta hayvan kaçakçılığı yapılmakta ve bu bütün olup bitenler, o devrin şartları içinde resmi makamların bilgisi altında cereyan etmektedir!.. Kaçak getirirlen gazyağı resmi binalarda kullanılmakta, hatta bazı ilgililerin bu kaçakçılığa -malesef- göz yumarak menfaat temin ettikleri, o havalde herkes tarafından bilinmektedir!

Özalp kazasının doğusundaki Arabşorik adlı hudut köyü ile, güneyindeki bir kısım arazisi İran'da bulunan Milanengiz köyünde Milan aşireti yaşar. Aşiretten bazıları da, köyün İran'daki arazisinde otururlar. Milan aşireti reisi Mihmed Misto (Mustafa) devletin istihbarat teşkilatına muazzam bilgi ulaştırır. Bilhassa, Moskof'un hudut boyundaki her hareketini devamlı Türk teşkilatına bildirir.

Milan aşiretinin güneydeki komşusu Memikan aşiretidir. Ve bunların reisi de Mehmed Hudi'dir. Ancak MEhmed Hudi'nin, Mehmed Misto gibi bir hizmeti yoktur... Buna rağmen, Özalp kaymakamı Hilmi Tuncel, nedense Mehmed Misto'dan hoşalanmaz... Günün birinde, Misto'nun, bir kısım arazisi İran'da bulunan Milanengiz köyündeki sürüsü Türkiye'ye kaçırılır ve hayvanlar şunun bunun arasında taksim olunur; iddia edildiğine göre, bu kaçırma olayı bir tertiptir... Misto durumu resmi makamlara duyurur, devlete yaptığı ve yapmakta olduğu hizmetlerden bahseder, sürüsünün geri verilmesini ister ve bir de ihbarda bulunur, Memikan aşiretinin, Özalp kazası sürüsünün kaçırılması hazırlığı içinde olduğundan bahisle, hırsızlığın önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınması yolunda ilgilileri uyarır... Ancak, Misto'nun bu mektuplarına itibar eden olmaz. Olmaz ama, bir pazar günü sürü kaçırılır!

Özalp sürüsünün kaçırılmasından sonra, kazada mevcut bir tabur piyade, bir bölük jandarma ve bir bölük süvari birliği yetkilileriyle görüşen kaymakam, Mehmed Misto'nun bütün yakınlarını tevkif etmeyi ve sürüyü kaçıranlar bildirilmedikçe bunların bırakılmayacağı tehdidiyle Misto'yu yola getirip sürüyü ele geçirmeyi teklif ederlerse de, sürünün kaçırılacağına dair resmi makamlara defalarca müracaat edip tedbir alınmasını isteyen isteyen Mehmed Misto'nun sürüyü kaçırmasının veya kaçırma olayı ile alakasının imkansız olduğunu söyle askeri şahıslar, kaymakamın teşebbüsünü durdururlarsa da,Van valisi Hamid Onat, kaymakamdan aldığı mektup üzerine verdiği şifahi emirle Misto'nun yakınlarını toplattırır! Kırk kişidir toplananlar ve bunların hepsi de, beşi izinli gelmiş asker olmak üzere Misto'nun hısım akrabasıdır.

Özalp Olayı'nın vahşet yönü bundan sonra başlar... Kırk kişinin toplatılmasından iki gün sonra üçüncü ordu kumandanı orgeneral Mustafa Muğlalı, Van valisi ile beraber Özalp'e gelir. Arabasından iner inmez, etrafı, yakalanıp gözaltına alınanların yakınları olan köylü kadınlarca bazı kimselerin mevkuf olduğunu öğrenir... Askeri gazinoda meselenin iç yüzünü valiye sorar. Vali, gözaltına alınanların çapulcular olduğunu, bunların kaçakçılara yataklık ettiklerini, son sürü kaçırma olayına yardımcı olduklarını anlatıp, sorgularını müteakip mahkemeye verileceklerini söyler...

Mustafa Muğlalı böyle sorgu, sual, muhakeme taraftarı değildir!.. Bu bakımdan, valinin izah tarzı orgeneralin hoşuna gitmez ve,

"-Hayır!" der, "Sorgu ve muhakeme de ne oluyormuş?!" Hepsini öldürtün ki diğerlerine ders olsun!..."

Orgeneral Muğlalı ile Özalp'ten ayrılan vali, kaymakama, yakalananları bırakmamasını, durumu Van'da Muğlalı ile tekrar görüşeceğini söyler. Ve Van'a dönen vali, Diyarbakır'da bulunan müfettiş-i umumi Avni Doğan'ı telefonla Van'a çağırır. Bu arada, Mustafa Muğlalı da Ankara ile konuşur; ama, bu gizli telefon konuşmasının kiminle yapılduığı bilinmez! Avni Doğan Van'a gelir, durumu öğrenir ve Muğlalı ile görüşürse de, orgeneralin Avni Doğan'a,

"-Sen bu işe karışma! Ben emri yüksek yerden aldım, icap ederse seni bile yok ederim!.." diye bağırdığı duyulur!

Mustafa Muğlalı böylesine bir tehditle Avni Doğan'ı sustururken, vali Hamid Onat'la tümen komutanı tümgeneral Rasim Saltuk'a verdiği emirle de, Özalp'te gözaltında bulundurulanların emniyet müdürlüğünden alınıp tabura teslimini ister... Ancak, Misto'nun yakınlarından olup yakalanan kırk kişiden beşi sorgularını müteakip yargılanmak üzere Van ağırceza mahkemesine gönderilmiş, izinli erlerden ikisi kıtalarına iade olunmuş, diğer otuz üç kişi ise kaymakam tarafından serbest bırakılmışlardır.

Van valisi, orgeneral Muğlalı'nın emri üzerine durumu telefonla Özalp kaymakamına bildirir ve bu emirle üçü izinli-hasta er olan otuz üç kişi tekrar toplanır. Böylece; vahşet, facia, dram, zulüm, katliam, imha.. hangi kelimeyle izahını bilemediğimiz olay başlar!

Otuz üç vatandaş, 1943 yılının 30 Temmuz günü Bilal Bali ve Necdet Bilgez adlı yedek teğmenlere teslim edilirler. Ancak, bu otuz üç kişiden Mehmed Misto'nun kızı Özap'te yed-i emine bırakılır ve diğer otuz kişi, on bir ve yirmi bir kişilik iki kafile halinde Türk-İran hududunun Çilli mevkiine götürülürler. Kafilenin birinin başında teğmen Bilal Bali, diğerininkinde ise Necdet Bilgez vardır. Bu arada Takorengiz askeri sınır karakolunda vazifeli Durmuş Özbek ve İlyas Yalçın adlı iki yedek subaya da, yukarıda adı geçen iki teğmenle emrindekileri gözetlemek ve herhangi bir saldırıya karşı korumak vazifesi verilir. Ve bütün bu işler hazırlanırken, gerek subaylara, gerek mangadaki askerlere, yakalanan o otuz kişinin suçlu, hatta hain oldukları söylenir! (*)

Bu arada, daha kurşuna dizilme olayından evvel, peşinen bir de zabıt hazırlanır! İşbu zapta göre, o otuz iki kişi kaçakçılığın yapıldığı, kaçakçıların gelip gittikleri geçitleri göstermek üzere hudut boyuna getirilmişlermiş de, o sırada bunların üzerine İran tarafından ateş açılmışmış da, bizim kuvvetlerimiz de o ateşe mukabele etmişlermişmiş ve iki ateş arasında kalan otuz iki kişinin hepsi ölmüşlermiş; ancak, nasıl olurmuş , böylesine bir müsademede o otuz iki kişiden gayri kimseye birşey olmamış, askerin de kaybı yokmuş.

Hazır mektup misali bu hazır zabıtla otuz iki vatandaşımız o sabah teğmen Ekrem'in verdiği ateş emri ile iki manga tarafından açılan ateşle imha edildiler ve hepsi de öldü idye bırakıldılarsa da, içlerinden biri, Milanengiz köyü muhtarı Sultan Kuro'nun kardeşi İbrahim, ağır yaralı olarak hududu geçip, o günlerde İran'da bulunan Mehmed Misto'ya iltica etmiş ve işte bu vatandaşın kurtulmasıyla "Özalp Olayı" meydana çıkmış ve bu görülmemiş vahşet, bu, Orgeneral Muğlalı'nın emriyle memleket evlatlarının kurşuna dizilmesi faciası o devirde başta cumhurbaşkanı olmak üzere, Meclis reisine, başbakana dilekçe ile müracaat edilip duyurulmuşsa da, milli şef devrinde kimse bu müracaatlara itibar etmemiştir!

Ta kiş, 1950'de CHP'nin al-aşağı edilip Demokrat Parti'nin iktidara gelmesine kadar...

Milli şef ve idarecileri "Özalp Olayı" şikayetlerine yalnız kulaklarını tıkamakla kalmazlar, bizzat milli şef İsmet İnönü, Özalp'te kurşuna dizilenlerin daha cesetleri çürümeden, orgeneral Muğlalı'yı, hani şu, otuz üç vatandaşın imhası için "yüksek yerden" emir aldığını söyleyen Muğlalıyı peşine takıp 1945'te Van'a gider ve orada insan hak ve hürriyetlerinden bahisle bir nutuk atar! Özalp'te sorgusuz sualsiz, muhakemesiz kurşuna dizilenler için birbirini kovalayan şikayetleri unutmuş görünerek haktan, hukuktan bahseder... Ve tabii, o devrin şartları içinde Milli Şef olarak kendisini dinletir! 1945'te Van'da, yanında Mustafa Muğlalı olduğu halde bu şekilde konuşabilen İsmet İnönü, Özalp'te kurşuna dizilenlerin meselesi 1950'den sonra Demokrat Parti milletvekillerince Büyük Millet Meclisi'ne getirildiğinde, Meclis müzakerelerine katılmaz! Komisyonlarda ve genel kurulda kanuşulanlara, ileri sürülen iddialara ve şahsı ile alakalı pek ağır ithamlara karşı bir açıklama yapmak lüzumunu duymaz! Aynı hal, olaya adı karışan devrin Dahiliye vekili Hilmi Uran'la müfettiş-i umumi Avni Doğan'da da görülür.

Hilmi Uran, altı yüz sayfaya yaklaşan hatıratında, en basit meseleleri, falan yerde yaptırdığı filanca resmi dairenin hikayesine kadar tafsilatıyla yazmış; fakat, bakanlığı sırasındaki "Özalp Olayı"ndan bahsetmemiş; Avni Doğan da, hatıratında, vaka ile alakalı hiç bir şey yazıp çizmemiştir! Bizim Meclis ve mahkeme zabıtlarından edindiğimiz bilgiye göre, ÖZalp'teki facia, toplu katliamdan kurtulan İbrahim adlı şahsın anlattıklarıyla meydana çıkmış; bu arada, yargılanmak üzere Van ağırceza mahkemesine gönderildiklerini yazdığımız beş kişi de beraat etmişlerdir! Ki, bu beraat eden beş kişinin, kurşuna dizilenler arasından suçlu(!) diye ayrılıp muhakeme edildikleri düşnülürse, "Özalp Olayı"ndaki görülmemiş vahşet olanca çıplaklığıyla gözler önüne serilir!

1950'den sonra Meclis'e getirilen facia dolayısıyla devrin Dahiliye ve Milli Müdafaa bakanlarıyla genel kurmay başkanı hakkında soruşturma açılmasına karar verilmiş, bir komisyon kurulmuş; ancak, çıkarılan af kanunları, zaman aşımı, şu, bu derken soruşturma kapanıp gitmiş; bu arada, me olduysa Mustafa Muğlalı'ya ve kurşuna dizilme sırasında vazifeli olan subaylara olmuş, bunlar tevkif edilmiş, yargılanmış, neticede orgeneral Muğlalı, "kurşuna dizme emri"ni kendisinin verdiğini muhakemenin son celselerinde itiraf etmiş; böylece, Mustafa Muğlalı katliam sırasındaki vazifeli subayların yanı sıra, kendisine emir verenleri de kurtarmış; ancak, bu emrin kim veya kimler tarafından verildiğini açıklamamış, dolayısıyla "Özalp olayı" karanlıkta kalmış, her yönüyşe aydınlanamamıştır!

"Özalp olayı", CHP'nin Doğu'daki vatandaşlarımıza yaptığı zulmün sadece biridir... Karaköprü vakası ise, ayrıca tetkiki gereken başka bir vahşettir! Bu çeşit cinayetlerin tahkiki, mesullerinin cezalandırılmaları Demokrat Parti iktidarının yanlış tutumu ile gerçekleşememiş; bu arada, kurşunu dizilme emrini kendisinin verdiğini itiraf eden Mustafa Muğlalı, askeri mahkemedeki muhakemesi sonunda ölüm cezasına çarptırılmış, ilerlemiş yaşı dolayısıyla bu ceza evvela yirmi yıl hapse, af kanunu ile de yedi yıla indirilmiş; ancak, Muğlalı bu cezayı da tamamlamadan hapisten kurtulmuştur!

(*) Takorengiz askeri sınır karakolunda vazifeli yedeksubay Durmuş Özbek, 1947'de bu mevzuya temasla, "Kurşuna dizilenlerin, sonradan suçsuz kimseler olduklarını öğrendik ve hepimiz halen unutamadığımız bir acıya garkolduk" diyor.

Yalan Söyleyen Tarih Utansın - Mustafa Müftüoğlu



 

Osmanlı Tarihi... 

   Acı Sürgünler

   Türklerin Büyük Sürgünü

   İttihat Terakki

   Osmanlıda Kadın

   Fatih'in Gerçek Fetihi

   Enver Paşa Konuşuyor!

   II.Abdulhamid Han

   II.Abdulhamid Han Belgeseli

   Japonya Müslüman Olacakken

   Merhamet Adaleti Aşınca

   Korkunç Hak Kalpazanlığı

   Türk Böyle Yenilir

   Bizdeki İlk Masonlar

   Osmanlı Hoşgörüsü

   Padişahlardan Hazır Cevaplar

   Fatih'in Adaleti

   Mimar Sinan'ın Sanatı

   Tevfik Fikret

   Şeyh Bedrettin İsyanı

   18 Mart Çanakkale

   Yahudi Melaneti

   Ermeni Mezalimi

   Ermeni Mezalim Resimleri

   Tuğralar

   Osmanlı Kronolojisi

   Kuruluş

   Fetret

   Yükselme

   Duraklama

   Gerileme

   Yıkılış

   Osmanlı Vezirleri

   Osmanlı da Kadınlar Saltanatı

   Osmanlı Şeceresi

   Abdülhamid'in Siyonizmle Dansı

Türkiye Tarihi... 

   İnternet Palavraları

   M.Kemalin En Büyük Mualifi

   Yüce Atatürkten Gaziye

   Ama Hangi Atatürk?

   Atatürk Tarafsız Yargıya Karşıydı

   Cumhuriyeti Kuran Gizli Komite

   Bulgaristan'a Satılan Arşiv ve Kaybolan Mirasımız

   Vakıfların Devletleştirilmesi

   Lozan Şaşırtıyor

   Lozan Masasında Yürek Yakan İddia

   Cumhuriyetin İlkyılları ve DP

   Gemilerimizi İngilizler Gaspetti

   CHPnin Okları Anayasa'ya Nasıl Girdi?

   Altı Okun Hikayesi

   CHP Faşizmi

   Türkiye'de Anayasa Hareketleri

   Türk Müziğine Yasak

   Dünya Güzelimiz

   Latife'nin Çarşaf Tepkisi

   Zübeyde Hanımın Vasiyetleri

   Atatürk'ün Dini Hayatı

   Atatürk'ün İnönü Pişmanlığı

   Ata-İsmet Paşa Anlaşmazlığı

   Karşılığı Olmayan Zihniyet

   PKK Peygamber Ocağı mı?

   Özalp Olayı

   Yassıada Roportajı(Eski DP Milletvekili)

   27 Mayıs Darbesi

   27 Mayıs Hayaleti

   A.Menderes'te Söndürülen Sigaralar

   Süleymancılık

   Rejim Rahatsızlık Geçiriyor

   12 Eylül - Kaybolan Yıllar

   Menemen'den 28 Şubat'a

   Demirelli Yıllar

   Turgut Özal'ın Ölüm Nedeni

   ANAP'ın Çöküş Hikayesi

   Sivas Madımak Üzerine

   28 Şubat (Kronoloji)

   İttihat Terakki ve Çağdaş Tarikatler

   Köy Enstitüleri

   Türk Bayrağının Anlamı

   Mehmet Akif Ersoy

   Mehmet Akif Ersoy'un Kabrine Dair

   İlk Meclisteki Ayet-i Kerime

   C H P 1930'larda da Böyleydi

   Sağı Localar Yönetti

   Tek Parti Yılları (Anılar)

Genel Tarih... 

   Haçlı Savaşları

   İngilizlerin İslam Düşmanlığı

   Dersimiz Tarih

   Anadolu Selçuklu Devleti

   Emeviler

   Neşeli Tarih





Kıymetli ziyaretçiler,
12 ciltlik Yalan Söyleyen Tarih Utansın kitabının son altı cildinde kendime göre çok önemli gördüğüm, hulasa şeklinde aldığım notları sizlerle paylaşmak istedim. Elbetteki özet olduğu için okurken zihniniz yorulabilir, bazı konuları yerli yerine oturtamayabilirsiniz. Ben, başlı başına bir başucu kitabı olduğunu düşündüğüm bu şaheserin tamamını okumanızı öneririm. Belki dili biraz ağır, üslubu ise kaba gelebilir. Ancak bunlar dışında tartışmasız gerçekleri aralama gayreti içerisinde yazılmış paranızın karşılığını veren ender kitaplardandır.


özeti oku!



Copyright ©2011 hfalbayrak.com