Tarih

20 Aralık 2014
28 Safer 1436

BÖLÜMLER

  Bir Dünya

  Dini Bilgiler

  Yazı-Şiir

  Tarih

  Genel

  Mizah

Son Dakika

Erzurum Slayt

Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyaretçi 1
Dün 125
Bugün 125
2005'ten beri Toplam:
721601
kişi sitemizi ziyaret etmiştir.
IP 54.87.134.127


En iyi 1024*768
çözünürlükte izlenir.

Deniz Feneri

Deniz Feneri Derneği

"Komşusu aç iken kendisi tok yatan bizden değildir!" (Hadisi Şerif).
Komşumuzun bırakın aç-açıkta olduğunu ismini bile bilmiyor ilgilenmiyoruz! Bu hadisi şerif bir mizan ise bu mizana ne kadar uzağız. Şükürler olsun ki Deniz Feneri gibi bazı yardım kuruluşları var da sosyal yapıdaki dengesizlikleri-yarışı, yardımlaşmaya dönüştürüyor.

Başörtüsü

BAŞÖRTÜSÜ

Başörtüsü! Şükürler olsun artık kamuda başörtüsü serbest:) İnancımız gereği buluğa eren her kadının örtülmesi gereken tesettürün parçası başörtüsü için, başta dini kullanan ilahiyatçı bazı proflar sulandırarak Kur'an da başörtüsü ile ilgili ayetlerin olmadığıyla ilgili bazı çevreleri hoşnut eden beyanatları ile direnişi kırma çabaları oldu. Bazı sivil toplum kuruluşları ve siyasi partiler bu açıklamaları senaryoları gereği kullanıp kamuoyunu yanlış yönlendirmeye çalıştılar. Şükürler olsun, alimlerimiz bu noktada hakikate ayna oldular, fitneyi bertaraf ettiler. Allah razı olsun.

Milli mücadelenin sembollerinden Sütçü İmam gibi, İslamda ilk kan dökülmesi olayı başörtüsü-tesettür yüzünden olduğu bilinciyle hareket eden, bu mücadelede hiçbir parti sendika vs. gözetmeksizin destek verenlere selam olsun. İki rekat şükür namazı kılınması iyi olur.

 

TARİH  

TÜRKİYE'DE ANAYASA HAREKETLERİ

1924'ten beri Türkiye'de uygulanmış olan anayasalar, bireylerin haklarını korumaktan ziyade, Rejim'in korunması için hazırlanmış anayasalardır. Oysaki anayasalar bireylerin haklarını korumak için var olmaları gerekir.

Türkiye'de anayasa konusundaki tartışmalar, batılaşma hareketleriyle beraber başlamış; böyle olduğu için de "anayasa" diye hazırlanan bütün taslaklar ya da teşebbüsler, Batı orijinli olmuştur. Anayasal rejimlere geçiş hareketlerinin ilk denemeleri sayılan Tanzimat ve Islahat fermanları, hepimizin bildiği gibi, Osmanlı toplumunu oluşturan bütün reaya'nın haklarının gözetilmesinden ziyade, özellikle azınlıklara bazı haklar sağlamak için Batı tarafından empoze edilmiş Devlet bildirileridirler. Ve ne gariptir ki, o günden itibaren bu yolda yapılan bütün çalışmalar, Türkiye'yi Batı'ya yamamak, dördüncü sınıf olarak dahi kabul etseler, onu bir Avrupa devleti haline getirme yolunda olmuştur. Bu düşünceyi ilk defa bir anayasa bazında ele alıp sistemleştiren ise, Midhat Paşa'dır.

Midhat Paşa

Midhat Paşa

Kanaatımız odur ki, Midhat Paşa'nın bu Mümkün olduğunca İslam'dan uzaklaşan düşünce ve fikirleri, daha sonraki dönemlerde hazırlanan anayasaların ruhunu teşkil etmiştir. Neki Midhat Paşa, Sultan Abdülhamid'i pasifleştirip, tamamen duruma hakim olmadan bu düşüncelerine uygulama zemini bulamayacağını da çok iyi biliyordu. Ve muhtemelen bu endişelerinden dolayıdır ki, anayasa taslağına bazı maddeler sokarak Sultan'ın bu konudaki nabzını, ya da hassasiyetini ölçmek istemiştir. Mesela o maddelerden bir tanesi şöyledir:

"Avrupa birliği içinde yer alan Türkiye'nin, kendini Avrupa devletlerine benzetip, onların metotlarını uygulaması ve örfi kanunları da nazar-ı itibara alarak, onların hükumet şeklini kabul ettiğini ilan ederiz."

Aslında Midhat Paşa'nın derdi, demokratik bir rejimden ziyade, Al-i Osman'ın Devlet üzerindeki otoritesini kaldırıp, onun yerine kendi egemenliğini kurma düşüncesiydi. Her ne kadar Midhat Paşa bunları düşünüyor ve Osmanlı Devlet adamlarında ziyade İngilizlerle istişare ederek ve de Belçika Anayasasını esas alarak hazırladığı 1876 Anayasası ile bu düşüncelerini gerçekleştirmek istiyor idiyse de, Abdülhamid ondan daha erken davranarak, kendisine takdim edilen bu anayasayı yürürlükten kaldırdığı gibi, Midhat Paşa'yı da Taif'e sürdü. Anayasal bir düşünceye sahip(!) olan Midhat Paşa'nın bu manevrasının ayrıntılarını, onun can-ciğer arkadaşı olan Fransa'nın o günkü İstanbul Sefiri, Paris'e şu şekilde bildiriyordu: "... Elde ettiğim çok ciddi bilgilere dayanarak söyleyebilirim ki Sultan, Midhat Paşa'nın siyasi iktidarı ele geçirerek, onu, yani Abdülhamid'i pasif bir Halife halinde, siyasi işlere karışmayan, sadece dini meselelerle meşgul bir ruhani şahsiyet haline getirip, Devletin tek hakimi bir diktatör olmak için bazı entrikalar çevirmek üzere olduğunu, gizli polisi vasıtasıyla öğrenince onu Başbakanlıktan azledip yurt dışına sürdü." Midhat Paşa'nın entrikalara ihtiyaç duymasının sebebi ise, Sultan Abdülhamid'in Anayasa'ya dercettiği Üçüncü ve Dördüncü maddeler idi ki, bu maddeler Anayasa'da bulunduğu müddetçe Midhat Paşa'nın hayalleri hiçbir zaman gerçekleşmeyecekti. 1876 Anayasası, yani Kanun-i Esasi'nin bu maddeleri aynen şu şekildeydi:

"Üçüncü Madde: Saltanat-ı Seniyye-i Osmaniyye, Hilafet-i Kübray-ı İslamiyye'yi haiz olarak Sülale-i Al-i Osman'dan usul-u kadimesi vecihle ekber evlada aittir."

"Dördüncü Madde: Zat-ı Hazret-i Padişahi, hasbe'l-Hilafe Din-i İslam'ın hamisi ve bi'l-cümle tebaay-ı Osmaniyye'nin Hükümdar ve Padişahıdır." Midhat Paşa'nın Batılı dostlarıyla birlikte hazırlayıp, 22 Şaban 1292/9 Eylül 1876 tarihinde Sultan Abdülhamid'e sunduğu ve Birinci Meşrutiyet Anayasası olarak bildiğimiz bu Kanun-i Esasi, böylece Sultan Abdülhamid tarafından yürürlükten kaldırıldı.

SultanII.Abdülhamid Han

Ermeniler ve Yahudilerin tuzaklarını sezip onlara karşı etkili tedbirler aldığı için adı 'Kızıl Sultan'a çıkan Cennet Mekan Sultan Abdülhamid Han

Sultan Abdülhamid Kanun-i Esasi'yi yürürlükten kaldırdı; fakat ilga etmedi. Nitekim, 1908 Meşrutiyeti ilan edildiğinde, Devletin Anayasası hala o Kanun-i Esasi idi. İkinci Meşrutiyetin ilan edilişinden daha bir sene geçmeden Sultan Abdülhamid Osmanlı Hilafetinden hal edilmesiyle beraber işler karıştı.

İktidarı devralan İttihat terakki Cuntası, sırf Enver Paşa'nın Almanlara karşı olan sempatisinden dolayı yok yere Osmanlı Devletini Birinci Dünya Savaşına soktu; hem de bu savaşa katılmanın meşrutiyetine dair fetva da alınarak...

Savaş Almanya'nın yenilgisiyle sonuçlanınca, onun müttefiki durumunda olan Türkiye'nin baş şehri İstanbul, galip devletler kuvvetlerince istila edildi.

TBMM nin Açılışı

TBMM'nin Açılışı 23 Nisan 1920

Avrupalı Devletlerce tahliye edilme sebebi hala kesin olarak anlaşılamamış olan İstanbul'un yabancı askerlerin işgallerinden kurtulmalarına paralel olarak Ankara'da yeni bir Hükumet kuruldu.

İlk Meclisi 23 Nisan 1920'de toplanan bu hükumete, 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet adı verildi. Altı ay sonra da kurulmuş olan bu Cumhuriyetin ilk Anayasası hazırlayıp, 20 Nisan 1924 tarihinde "Teşkilat-ı Esasiyye Kanunu" adı altında ilan edildi.

Yeni Anayasanın birinci Maddesiyle Hilafet Kaldırılıp Cumhuriyet sistemi getirilmesine rağmen, ikinci maddesinde Türkiye Devleti'nin dininin İslam olduğu ilkesine devam ediyordu. Keza ikinci madde ile Türkiye'nin başkentinin İstanbul olduğuna son verilerek, Devletin makarrı olarak Ankara kabul ediliyordu.

Yeni Anayasanın dördüncü maddesinde, "Türkiye Büyük Millet Meclisi, milletin yegane ve hakiki mümessili olup millet namına hakk-ı hakimiyyeti istimal eder." denilmesine rağmen, maalesef bu ilke pratikte kağıt üzerinde bir yazı olmaktan öteye gidemedi; Osmanlı Saltanatı yıkıldı, yerine Cumhuriyet saltanatı oturdu.

Adı cumhuriyet olan bu demokratik(!) rejimde, Meclis üyelerinin nasıl seçildiklerini(!), bizzat Atatürk şöyle anlatıyor:

"Aziz vatandaşlarım, Cumhuriyet Halk Fırkası namına bütün memlekette Türkiye Büyük Millet Meclisi azalığı için tespit ettiğim zevatın heyeti umumiyyesini ıttılaınıza(bilginize) arz ediyorum. Her vatandaş için yeni devrede beraber çalışmayı münasip gördüğüm yeni arkadaşların heyeti umummiyyesinin birlikte görülmesini faideli addettim. Bunlardan, her daire-i intihabiyeye(seçim bölgesine) tefrik edeceğim mebus namzetlerini ayrıca imzam tahtında arz edeceğim."

Atatürk'ün sözlerinden de anlaşılacağı gibi, kimin mebus, yani millet vekili olacağına, seçim, hatta parti değil, kendisi karar veriyor. Ondan başka hiçkimse ne kesin durumu biliyor, ne de kaç kişinin mebus olacağını...

Daha sonraki senelerde ise bu Anayasa'nın çok önemli bazı maddeleri değiştirildiği gibi, bazı yeni maddeler ilave edildi: Örneğin 11 Nisan 1928 tarihinde çıkarılan bir kanunla, söz konusu Anayasa'nın ikinci maddesi değiştirilerek, "Türkiye Devletinin dini, Din-i İslam'dır" hükmü Anayasadan çıkarıldı.

CHP

CHP=Devlet(!)

Her geçen gün biraz daha dini yapıdan uzaklaşan Anayasanın keza ikinci maddesi, 1937 tarihinde "Türkiye Devleti, Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkçı, Devletçi, Laik ve İnkılapçıdır" şeklinde değiştirilerek daha önce mevcut olmayan milliyetçilik, laiklik vs. gibi maddeler getirildi ki, bunlar aynı zamanda CHP'nin de altı okundaki ilkeleri temsil ediyordu. Yani CHP=Devlet olmuş oluyor ki, partinin ilkeleri Anayasa maddelerini oluşturuyor...

Anayasa10 Ocak 1945 tarihinde, anlam ve kavramları değiştirilmeksizin, sadece dini sadeleştirildi. 9 Temmuz 1961 tarihinde, mevcut rejim kollanarak, Anayasa tekrar değiştirildi. Altmış Bir Anayasası olarak bilinen bu anayasada, ikinci madde köklü

bir değişikliğe uğrarken, CHP'nin altı oku azalıyor,fakat laiklik kaydı ibka(bâkileştirmek) ediliyordu. 12 Eylül 1980 ihtilalinden sonra yeni bir Anayasa yapıldı.

7 Kasım 1982 tarihli bu yeni Anayasada da, daha önce en çok değişikliğe uğrayan ikinci madde, yeniden değiştirilerek, "Atatürk milliyetçiliği" tabiri maddeye ilave edildi.

82 Anayasası olarak bilinen ve halen meriyyette bulunan bu yasanın en meşhur ve de tartışılan maddesi ise 12 Eylül darbesini gerçekleştirmiş olan Kenan Evren ve arkadaşlarının, o dönem içerisinde yaptıklarından Hiçbir şekilde sorumlu tutulup yargılanamayacaklarına dair olan geçici 15. maddedir. Madde aynen şu şekildedir:

"GEÇİCİ MADDE 15. - 12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanını oluşturuncaya kadar geçecek süre içinde, yasama ve yürütme yetkilerini Türk Milleti adına kullanan, 2356 sayılı kanunla kurulu Milli Güvenlik Konseyinin, bu Konseyin yönetimi döneminde kurulmuş hükumetlerin, 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanunla görev ifa eden Danışma Meclisinin her türlü karar ve tasarruflarından dolayı haklarında cazai, mali, veya hukuki sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz.

Bu karar ve tasarrufların idarece veya yetkili kılınmış organ, merci ve görevlilerce uygulanmasından dolayı, karar alanlar, tasarrufta bulunanalar ve uygulayanlar hakkında da yukarıdaki fırka hükümleri uygulanır. Bu dönem içinde çıkarılan kanunlar, kanun hükmünde kararnameler ile 2324 sayılı Anayasa Düzeni hakkında kanun uyarınca alınan karar ve tasarrufların Anayasaya aykırılığı iddia edilemez."

Kanaatimiz odur ki, 82 Anayasasının bu geçici 15. maddesi, üzerinde herhangi bir yoruma ihtiyaç göstermeyecek derecede açıktır; ve bu madde, Anayasanın ruh ve mantığını çok güzel belirtmektedir...

Değerlendirme

1924'ten beri Türkiye'de uygulanmış olan anayasalar, bireylerin haklarını korumaktan ziyade, Rejim'in korunması için hazırlanmış anayasalardır. Oysaki anayasalar bireylerin haklarını korumak için var olmaları gerekir.

Türkiye'de ise bunun tam aksi yapılmış, değil bireyin haklarını korumak, bilakis rejimi koruyup kollamak için, ona danışılmadan, yani herhangi bir referanduma gerek duyulmadan anayasalar yazılıp yürürlüğe konmuştur. Özellikle insanların kaçınılmaz ihtiyaçlarıymış gibi, laiklik ilkesi tabulaştırılarak ilahlaştırılmış ve insanların en tabi hakları olan din, anayasa maddeleriyle yasaklanmıştır. 24 Anayasasından bu yana adeta din yok farz edilmiş ve Devletin zararsız gördüğü bazı mistik anlayışlar, din olarak kabul edilmiştir. Daha sonraki dönemlerde ise, iktidarda bulunan siyasilere hizmet verebildiği nispette gerçek dinin sadece ibadet ve ahlaka terettüp eden yönleri serbest bırakılmış, din eğitimi de Devletin kontrolü altına alınarak, Kur'an ve Sünnet'e göre öğretilmesi gereken din değil, bazı laik bürokratların ilkeler doğrultusunda oluşturdukları bir din empoze edilmiştir Müslümanlara...

Bu sebeplerden dolayı kanaatimiz odur ki, bu kadar anayasa değişikliklerinin yapılmasının sebebi, onu hazırlayanların, toplumu ve toplumun ihtiyaçlarını değil, rejimi ön planda tutmalarından kaynaklanıyor. Bu şekilde toplumu dışlayan, Kenan Evren gibilerine ayrıcalıklar tanınması gereği duyanlar tarafından anayasalar yapıldığı müddetçe, ne topluma huzur gelecek, ne de sağlıklı bir anayasa yapılabilecektir.

Bu psikozdan kurtulmanın bir tek yolu vardır: İnsanı rejimin önüne geçirmek; rejim için insanın varlığını değil, insan için rejimin varlığını kabul etmek! Başka bir deyişle, mevcut rejim insanımızın yararına değilse, onun yararına olabilecek rejimi getirelim. Çünkü insan kutsal, rejimler ise ona hizmet yollarıdır. O halde ona en yaraşırını getirip, anayasasını da onun yararına hazırlayalım!

Nitekim bu olumsuz gelenek, elli yaşın üzerinde olan insanımızın kafasına o denli yerleşmiştir ki, sanki mevcut rejimin sebebi varlığı İslam Dini ile mücadele ermek olmuştur.

Şayet makamları büyük olan bir çok kimsenin ifade ettikleri gibi bu ülkenin %90'ı Müslümansa, anayasalar yapılırken, kendilerine Müslüman denen bu insanlar neden kaale alınmaz? Yine şayet anayasalar bir gurubun değil, ülkenin tüm insanlarının yararına yapılıyorlarsa, neden insanların çoğunluğu yaptıklarından sorumlu, 82 Anayasasında olduğu gibi mutlu bir azınlık da değilse, Süleyman Demirel, İngiltere'ye gittiğinde, neden "Arkadaş, bana iyi bak. Ben bu Avrupa'yı Manş Denizinden alıp Asya'ya taşıyacak ülkeyim. Yalnız viskinizi değil, aynı zamanda değerlerinizi de taşırım. İslam Fundemantalizminden korkuyor musunuz? Bunun panzehiri benim." şeklinde konuşsun.

Böylece Türkiye Cumhuriyeti'nin başı olanlar, gerçek hüviyetli bir İslam'a karşı olduğunu, İslamın kendileri için zehir, kendisinin ise bu zehre karşı panzehir olduğunu açıkça ve çekinmeden ifade ediyor.

Başbakanın bu ifadelerinde birkaç ay sonra da onun ekonomiden sorumlu olan bakanı da Alman makamlarına şu şekilde konuşmuştu: "Türkiye'de gelişmekte olan İslam Fundemantelizminin püskürtülmesi için Almanya ve diğer Batı ülkelerinin yardımına, Ankara Hükumetinin İslama karşı olan politikasını korumak ve İslami gelişmeleri durdurmak için, Türkiye'yi bir koruma çemberi ile korumak gerekir."

KAYNAK :
Prof.Dr. İhsan Süreyya SIRMA'nın "Alaturka Demokrasi-Alaturka Laiklik" adlı kitabından alınmıştır.



 

Osmanlı Tarihi... 

   Acı Sürgünler

   Türklerin Büyük Sürgünü

   İttihat Terakki

   Osmanlıda Kadın

   Fatih'in Gerçek Fetihi

   Enver Paşa Konuşuyor!

   II.Abdulhamid Han

   II.Abdulhamid Han Belgeseli

   Japonya Müslüman Olacakken

   Merhamet Adaleti Aşınca

   Korkunç Hak Kalpazanlığı

   Türk Böyle Yenilir

   Bizdeki İlk Masonlar

   Osmanlı Hoşgörüsü

   Padişahlardan Hazır Cevaplar

   Fatih'in Adaleti

   Mimar Sinan'ın Sanatı

   Tevfik Fikret

   Şeyh Bedrettin İsyanı

   18 Mart Çanakkale

   Yahudi Melaneti

   Ermeni Mezalimi

   Ermeni Mezalim Resimleri

   Tuğralar

   Osmanlı Kronolojisi

   Kuruluş

   Fetret

   Yükselme

   Duraklama

   Gerileme

   Yıkılış

   Osmanlı Vezirleri

   Osmanlı da Kadınlar Saltanatı

   Osmanlı Şeceresi

   Abdülhamid'in Siyonizmle Dansı

Türkiye Tarihi... 

   İnternet Palavraları

   M.Kemalin En Büyük Mualifi

   Yüce Atatürkten Gaziye

   Ama Hangi Atatürk?

   Atatürk Tarafsız Yargıya Karşıydı

   Cumhuriyeti Kuran Gizli Komite

   Bulgaristan'a Satılan Arşiv ve Kaybolan Mirasımız

   Vakıfların Devletleştirilmesi

   Lozan Şaşırtıyor

   Lozan Masasında Yürek Yakan İddia

   Cumhuriyetin İlkyılları ve DP

   Gemilerimizi İngilizler Gaspetti

   CHPnin Okları Anayasa'ya Nasıl Girdi?

   Altı Okun Hikayesi

   CHP Faşizmi

   Türkiye'de Anayasa Hareketleri

   Türk Müziğine Yasak

   Dünya Güzelimiz

   Latife'nin Çarşaf Tepkisi

   Zübeyde Hanımın Vasiyetleri

   Atatürk'ün Dini Hayatı

   Atatürk'ün İnönü Pişmanlığı

   Ata-İsmet Paşa Anlaşmazlığı

   Karşılığı Olmayan Zihniyet

   PKK Peygamber Ocağı mı?

   Özalp Olayı

   Yassıada Roportajı(Eski DP Milletvekili)

   27 Mayıs Darbesi

   27 Mayıs Hayaleti

   A.Menderes'te Söndürülen Sigaralar

   Süleymancılık

   Rejim Rahatsızlık Geçiriyor

   12 Eylül - Kaybolan Yıllar

   Menemen'den 28 Şubat'a

   Demirelli Yıllar

   Turgut Özal'ın Ölüm Nedeni

   ANAP'ın Çöküş Hikayesi

   Sivas Madımak Üzerine

   28 Şubat (Kronoloji)

   İttihat Terakki ve Çağdaş Tarikatler

   Köy Enstitüleri

   Türk Bayrağının Anlamı

   Mehmet Akif Ersoy

   Mehmet Akif Ersoy'un Kabrine Dair

   İlk Meclisteki Ayet-i Kerime

   C H P 1930'larda da Böyleydi

   Sağı Localar Yönetti

   Tek Parti Yılları (Anılar)

Genel Tarih... 

   Haçlı Savaşları

   İngilizlerin İslam Düşmanlığı

   Dersimiz Tarih

   Anadolu Selçuklu Devleti

   Emeviler

   Neşeli Tarih





Kıymetli ziyaretçiler,
12 ciltlik Yalan Söyleyen Tarih Utansın kitabının son altı cildinde kendime göre çok önemli gördüğüm, hulasa şeklinde aldığım notları sizlerle paylaşmak istedim. Elbetteki özet olduğu için okurken zihniniz yorulabilir, bazı konuları yerli yerine oturtamayabilirsiniz. Ben, başlı başına bir başucu kitabı olduğunu düşündüğüm bu şaheserin tamamını okumanızı öneririm. Belki dili biraz ağır, üslubu ise kaba gelebilir. Ancak bunlar dışında tartışmasız gerçekleri aralama gayreti içerisinde yazılmış paranızın karşılığını veren ender kitaplardandır.


özeti oku!



Copyright ©2011 hfalbayrak.com